📚 Milletlerarası Andlaşmaların Onaylanması ve İç Hukuktaki Yeri: Kapsamlı Çalışma Rehberi
Kaynaklar: Ders Kaydı Ses Transkripti, Kopyalanmış Metin
📝 Giriş: Milletlerarası Andlaşmaların Anayasal Çerçevesi
Türk Anayasa Hukuku'nda milletlerarası andlaşmaların onaylanması ve iç hukuktaki yeri, devletin uluslararası ilişkilerdeki konumunu ve iç hukuk düzeniyle etkileşimini belirleyen kritik bir alandır. 1982 Anayasası'nın 90. maddesi, 1961 Anayasası'nın 65. maddesindeki düzenlemeyi "uygulamada iyi işlediği ve ihtiyaca cevap verdiği" gerekçesiyle aynen benimsemiştir. Bu sistem, andlaşmaların onaylanması yetkisini yasama (Türkiye Büyük Millet Meclisi - TBMM) ve yürütme (Cumhurbaşkanı) organları arasında paylaştırmaktadır.
1️⃣ Genel Kural: Onay Yetkisi ve TBMM'nin Rolü
Anayasamıza göre, milletlerarası andlaşmaları onaylama ve yayımlama yetkisi Cumhurbaşkanı'na aittir (Anayasa m. 104). Ancak bu yetkinin kullanılabilmesi, kural olarak, TBMM'nin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır. ✅ Bu, yasama organının uluslararası ilişkilerdeki denetleyici rolünü vurgular.
2️⃣ Milletlerarası Andlaşmaların Onaylanmasında İstisnai Durumlar
Her kuralın istisnası olduğu gibi, Anayasa'nın 90. maddesinin 2. ve 3. fıkraları bu genel kurala önemli istisnalar getirir. Bu istisnalar, bazı durumlarda yürütme organına, önceden bir kanunla uygun bulunma zorunluluğu olmaksızın, andlaşmaları yürürlüğe koyma yetkisi tanır. ⚠️ Bu, andlaşmaların onaylanmayacağı anlamına gelmez; sadece onaylamanın bir kanunla uygun bulunmasının gerekli olmadığı anlamına gelir. İstisnasız her türlü andlaşma, sonuçta Cumhurbaşkanı tarafından onaylanacaktır.
2.1. Birinci İstisna: Kısa Süreli ve Belirli Nitelikteki Andlaşmalar (Anayasa m. 90/2)
Bu fıkraya göre, belirli şartları taşıyan andlaşmalar, TBMM'nin kanunla uygun bulması zorunluluğu olmaksızın yayımlanma ile yürürlüğe konulabilir:
- Kapsam: Ekonomik, ticari veya teknik ilişkileri düzenleyen andlaşmalar.
- Süre: Bir yılı aşmayan andlaşmalar.
- Şartlar:
- Devlet Maliyesi bakımından bir yüklenme gerektirmemek.
- Kişi hallerine dokunmamak.
- Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak.
- Bilgilendirme: Bu andlaşmalar, yayımlanmalarından başlayarak iki ay içinde TBMM'nin bilgisine sunulur.
- TBMM'nin Yetkisi: TBMM'ye bilgi sunulması, Meclis'e andlaşma üzerinde herhangi bir işlem yapma yetkisi vermez. Yasama organı, andlaşmayı uygun bulmazsa, ancak Bakanlar Kurulu üzerindeki siyasal denetim mekanizmasını harekete geçirebilir. 💡 Bu durum, andlaşmanın milletlerarası geçerliliğini ve bağlayıcılığını etkilemez.
2.2. İkinci İstisna: Uygulama ve Yetki Kanununa Dayalı Andlaşmalar (Anayasa m. 90/3)
Bu istisna daha geniştir ve yürütme organını TBMM'ye bilgi verme yükümlülüğünden de kurtarır, hatta bazı durumlarda bir andlaşmayı yayımlanmadan da yürürlüğe koyma imkânı sunar. Bu istisna iki durumu kapsar:
- Uygulama Andlaşmaları: Milletlerarası bir andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları veya diğer bir deyişle, daha önce yapılıp yürürlüğe konulmuş başka bir milletlerarası andlaşmanın uygulanmasını sağlayıcı nitelikte olanlar.
- Yetki Kanununa Dayalı Andlaşmalar: Kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticari, teknik veya idari andlaşmalar.
- Bu durumda, yasama organınca önceden verilen yetki, 90. maddenin ilk fıkrasındaki kanunla uygun bulunma şartından farklıdır. Burada, her andlaşma için ayrı bir kanunla onaylama izni değil, bir veya birkaç kategori andlaşma için tek kanunla yürütme organına toptan yetki verilmesi söz konusudur.
- Bu yetki devri, ancak "ekonomik, ticari, teknik veya idari" andlaşmalar bakımından mümkündür.
- Ortak Özellik: Her iki istisna türü de TBMM'nin bir ön-denetimine veya iznine dayanır. Uygulama andlaşmalarının dayandığı ana andlaşma, genel kural uyarınca Meclisçe bir kanunla daha önce uygun bulunmuş olmalıdır. Yetki kanunlarına dayanılarak yapılan andlaşmalarda ise yasama organı, yürütme organına peşin olarak yetki vermektedir. Dolayısıyla, her iki tür andlaşma da, yasama organının dolaylı iradesine dayanır.
- Kısıtlama: ⚠️ 90. maddenin 2. ve 3. fıkralarındaki istisnalar, ancak Türk kanunlarına değişiklik getirmeyen andlaşmalar bakımından geçerlidir. Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmanın yapılmasında ise birinci fıkra hükmü uygulanır, yani bunların bir kanunla uygun bulunmaları zorunludur.
3️⃣ Tartışmalı Konular ve Örnekler
3.1. İstanbul Sözleşmesi'nden Çekilme Tartışması
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 19 Mart 2021 tarihinde 3718 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesine İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi'nden (İstanbul Sözleşmesi) Türkiye'nin çekildiğini açıklaması tartışmalara yol açmıştır. Bu Sözleşme, 24 Kasım 2011 tarihinde 6251 sayılı Kanunla TBMM tarafından uygun bulunmuştur. TBMM tarafından uygun bulunmuş bir milletlerarası andlaşmadan, Cumhurbaşkanı'nın tek taraflı iradesiyle çekilmek, Anayasa'nın kabul ettiği ve TBMM'ye belirleyici rol tanıyan milletlerarası andlaşmaların onaylanmasındaki sisteme aykırı olarak değerlendirilmiştir.
3.2. 244 Sayılı Kanun ve Anayasa Mahkemesi'nin Değerlendirmesi
Milletlerarası andlaşmaların yapılmasına ilişkin 244 sayılı Kanun (31.05.1963), Anayasa'nın 90. maddesinin 3. fıkrasındaki istisnai durumlarda, aynı maddenin 2. fıkrasında gösterilen şartların aranmayacağını belirtmiştir. Bu durum, Devlet maliyesi bakımından yüklenme gerektiren veya kişi haklarına dokunan önemli andlaşmaların yasama denetimi dışına çıkarılması eleştirilerine neden olmuştur.
Anayasa Mahkemesi ise bu eleştiriyi benimsememiştir. Mahkeme'ye göre, Anayasa'nın 90. maddesinin 3. fıkrasında, uygulama andlaşmalarının süreleri, konuları ve nitelikleri bakımından bir ayrım yapılmaksızın, bunların TBMM'ce uygun bulunmasının zorunlu olmadığı açıklanmıştır. 💡 Mahkeme, 2. ve 3. fıkralar arasındaki farkın "önem derecesi" değil, "nitelik" farkı olduğunu belirtmiştir. 2. fıkradaki andlaşmalar tamamen yeni iken, 3. fıkradakiler yasama organının önceden verdiği bir mezuniyete (ana andlaşma onayı veya yetki kanunu) dayanmaktadır.
4️⃣ Andlaşmaların İç Hukuktaki Yeri ve Yargı Denetimi
4.1. Anayasa m. 90 Son Fıkra ve Yargı Denetimi Yasağı
Anayasa'nın 90. maddesinin son fıkrası, "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz." hükmünü içerir. ✅ Bu fıkra, andlaşmaların Anayasa'ya uygunluğunun, gerek soyut gerek somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenmesine imkân vermemektedir.
- Yasağın Nedenleri: Bu yasaklayıcı hükmün, bir yandan devletin milletlerarası sorumluluğuna meydan vermemek, öte yandan Türkiye'nin, devletler-üstü nitelik taşıyan uluslararası kuruluşlara girebilmesini sağlamak gibi iki düşünceden kaynaklandığı söylenebilir.
- Eleştiriler: Bu durum, andlaşmaların da diğer kanunlar kadar Anayasa'ya aykırı düşebilme ihtimali olduğu gerekçesiyle eleştirilmiştir.
- Üstünlük İlkesi: Anayasamız, milletlerarası hukukun iç hukuka üstünlüğü ilkesini kabul etmiş değildir. Dolayısıyla andlaşmaların Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülememekle birlikte, andlaşmalara aykırı kanuni düzenlemelerde bulunmak, yani andlaşmanın iç hukuktaki etkilerini sonradan çıkarılacak bir kanunla değiştirmek veya kaldırmak mümkündür. ⚠️ Ancak böyle bir davranış, Devletin milletlerarası yükümlülüklerine uymaması anlamına gelir ve onun milletlerarası hukuk bakımından sorumluluğuna yol açabilir.
4.2. Temel Hak ve Özgürlüklere İlişkin Andlaşmaların Özel Durumu
22 Mayıs 2004 tarihli ve 5170 sayılı Kanunla Anayasa'nın 90. maddesine eklenen fıkra ile önemli bir değişiklik yapılmıştır: "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır." ✅
- Bu hüküm, temel hak ve hürriyetlere ilişkin milletlerarası andlaşmaları, Anayasa ile kanunlar arasında bir konuma yerleştirmiştir.
- Uyuşmazlık halinde milletlerarası andlaşmalara üstünlük tanıması gereken merciler, genel mahkemelerdir. Ancak genel mahkemelerin, bir kanunu milletlerarası bir andlaşmaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etmek yetkisi yoktur.
4.3. Yargı Denetimi Tartışmaları
- Uygun Bulma Kanunu: Andlaşmanın kendisi yargı organlarınca denetlenemese de, uygun bulma kanununa karşı Anayasa Mahkemesi'ne başvurmak mümkündür. Özellikle kanunun şekil yönünden Anayasa'ya aykırı olması halinde, TBMM'nin geçerli bir iradesi söz konusu olmadığından, Anayasa Mahkemesi'nin şekil denetimi yapabileceği savunulur. Bu durum "yolsuz onay" olarak adlandırılır.
- Onay Kararnameleri: Bakanlar Kurulu'nun onay kararnamelerinin idari işlem olmaları nedeniyle Danıştay'ın denetimine tabi olduğu ileri sürülse de, Anayasa'nın 90. maddesinin son fıkrası karşısında onay kararnameleri Danıştay'ca incelenemez. Çünkü onay kararnamesinin iptali, kanun hükmünde olan andlaşmanın da yürürlükten kalkması sonucunu doğuracaktır ki bu, Danıştay'a kanun hükmünde bir işlemi ortadan kaldırma yetkisi tanınması anlamına gelir.
- Yolsuz Onay Durumunda Mahkemelerin Yetkisi: Mahkemelerin pratik açıdan en fazla önem taşıyan denetim yetkisi, yolsuz onayla yürürlüğe konulan bir andlaşmanın, Türk kanunlarına değişiklik getirmesi halinde söz konusu olabilir. Eğer yürütme organı, Türk kanunlarına değişiklik getiren bir andlaşmayı Meclisçe uygun bulunmaksızın doğrudan onaylarsa, bu açık bir yolsuz onay durumudur. Böyle bir andlaşmadan doğan somut bir uyuşmazlıkta, andlaşma hükümleri ile kanun hükümlerinin çelişmesi halinde, davaya bakan mahkeme, andlaşma hükümlerini ihmal ederek, önündeki olaya kanun hükümlerini uygulamalıdır. Aksi halde Türk kanunları, salt yürütme organının iradesiyle ve Anayasa'nın öngördüğü onay sistemine aykırı biçimde değiştirilmiş olur.








